Seslendirdiğim son kitabı hazırlarken ( işte tam da burada attım golü) bişey keşfettim ve çok duygulandım, gururlandım, Ezildim.
Kitapları seslendirmemi isteyen Eğitmenin de bi görme engelli oluşu yaşattı bana bu duyguları. Ne kadar hayra oldum kendisine bilemezsiniz. Şimdi izninizle Sizlerde hayran olun diye http://engelsizteknoloji.blogcu.com adresinde yayınlana yazıyı aktarıyorum.
FUTBOL OYNARKEN GÖZLERİNİ KAYBETTİ
Dünyada 37 milyon görmeyen, 124 milyon da az gören yaşıyor. Türkiye’de ise 750 bin görme engelli var. Onların yüzde 25’i doğuştan, yüzde 75’i de geçirdiği bir hastalık sebebiyle görme yetisini kaybetmiş. Yıllardır tüm dünya 12 Ekim’i ‘Dünya Görme Günü’ olarak kutluyor. Türkiye’de ise 2006 yılından bu yana kutlanıyor bu anlamlı gün. Biz de 12 Ekim’i vesile bilerek hayata bir adım geriden başlayıp çok ilerilere gidebilmiş görme engellilerle, başarı hikâyelerini ve bu uğurda yaşadıkları zorlukları konuştuk...
14 yaşına kadar hiçbir engeli olmadan yaşayan biri, bir anda göremezse ne yapar? Bu sorunun cevabını Altınokta Körler Rehabilitasyon Merkezi’nin Zeki Akkök Masaj Eğitim ve Uygulama Bölümü sorumlusu Hakan Erdem’in hayatında bulmak mümkün… 14 yaşında, yerinde duramayan futbol âşığı biridir Erdem. Hayatının son profesyonel maçında havadan gelen topu karşılamak için yükselir. Top o kadar sert atılmıştır ki yüzüne gelir gelmez gözü kararır. Bu durumun geçici olduğunu düşünerek kimseye söylemez.
Aradan haftalar geçer. Fakat gözlerindeki karanlık perde kalkmaz. Gündelik hayatı biraz daha zorlaşır. Mesela, annesi yer sofrası hazırladığında görmeyip yemeklerin içine girer. Kendi bakımını yapmakta zorlansa da ser verir, sır vermez. Olayın patlama noktası ise hayli ilginçtir. Okul merdivenlerini zar zor inen Hakan, öğretmeninin merdivenlerden yuvarlanmasına sebep olur. Öğretmen: “Kör müsün oğlum?” deyince; “Evet göremiyorum” der. Bunun üzerine okul müdürü ve öğretmenler devreye girer. Anne-babasına Hakan’ın durumu anlatılır. Soluğu Malatya Devlet Hastanesi’nde alırlar. Acı gerçeği orada öğrenirler: “Hakan’ın gözlerindeki retina yırtılmış. Şu an yüzde 30 görüyor. İlerleyen yaşlarda hiç görmeyebilir.” Babası oracıkta yığılıp kalır ve ilk kalp krizini geçirir.
8 kardeş arasındaki tek görme engelli Hakan Erdem, zor günler yaşar. Babası ilkokul mezunudur. Fakat oğlunun sağlığına kavuşup eğitimine devam etmesini can-ı gönülden ister. Tedavi için Ankara Göz Bankası’na giderler. Sosyal güvenceleri yoktur. Babası bütün mal varlığını oğlu için harcar. Uzun süren ameliyatlardan sonra Hakan’ın gözleri yüzde 10 açılır. Mesela televizyonu görür ama içindekileri seçemez. Kitabı algılar; ama yazıları göremez.
OKULUNU BIRAKMAK ZORUNDA KALDI
Hayata hafif puslu bakmaya alışsa da futbol arkadaşları tarafından dışlanmaya başlar Hakan. Yaşadığı duygusal çalkantılar, arkadaşlarından tamamen kopmasına ve orta ikinci sınıfta okulunu bırakmasına sebep olur. Eğitimine devam etmek içinse tek seçenek körler okuludur. Başvurur, kontenjanın dolu olduğu söylenir. “Gel” dediklerinde ise 17’sinde bir delikanlıdır. Gitmekten vazgeçer. Bir yıl sonra İstanbul’a gelir. Dışarıdan bitirme sınavlarına girerek önce ortaokulu sonra da liseyi bitirir. Bu esnada dünyaca ünlü masör Prof. Dr. Zeki Akkök’le tanışır ve onun öğrencisi olur. Kendini en iyi şekilde yetiştirmeye çalışır. Bir yandan da Eskişehir Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazanıp tahsiline devam eder. “Başarmak benim için önemliydi” diyor Hakan: “Aileme yük olmak istemiyordum. Görme engelli olduktan sonra babamdan hiç harçlık istemedim.”
Hakan Erdem, kısa sürede kendini toparlamış. Futbol sevgisini yüzmeye vermiş. 50 metre serbestte 12 kez Türkiye birincisi olmuş. Kurbağalamada da 3’üncülükleri var. Görme engelli olması da hayli ilginçlik katıyor mesleğine. Ayrıca Türkiye’de en uzun ve tek resmi masörlük kursunun da sorumlusu şimdi. Şimdiye kadar 94 görme engelli gence masörlük eğitimi vererek iş hayatına atılmalarına vesile olmuş. Kendi mesleğiyle alakalı tüm eğitim programlarını, seminerleri takip ediyor. Eşi Elif Hanım da çok az görüyor. Bir fark var aralarında: Hakan Bey, akşamları hiç göremiyor. Kızları Dilara (3) anne-babasının göremediğinin farkında. Mesela babası bir şey istediğinde götürüp eline veriyor, uzatmıyor. Dolaşmaya çıktıklarında önlerine çıkan çukurları söylüyor. Yerde oyun oynarken “Burada ben varım” diyor. Hakan Bey ilk zamanlar Dilara’nın hassasiyetinden çok etkilenmiş. “Allah büyük, yardım ediyor.” diyor. Ona göre tüm bunlar Allah’ın bir hikmeti…
Daha başakaları da var.
Devamı için lütfen http://engelsizteknoloji.blogcu.com
sitesine gidin....
adtech
22 Aralık 2010 Çarşamba
21 Aralık 2010 Salı
Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları....
- Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o,
herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.
- Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akilli olduğuna
inanacaktır.
- Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince
kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!
- Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını,
kıyafetlerini, onun için her şeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını
başkalarına yüklemeye alışsın!
- Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki; bu sayede aile bir gün
parçalanırsa çok fazla üzülmesin.
herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.
- Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akilli olduğuna
inanacaktır.
- Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince
kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!
- Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını,
kıyafetlerini, onun için her şeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını
başkalarına yüklemeye alışsın!
- Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki; bu sayede aile bir gün
parçalanırsa çok fazla üzülmesin.
- Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını
kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.
- Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin
ki; istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.
- Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki,
onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.
- Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir
gün suç islerse, kendisinden özür dileyin! Ama onu felaket dolu bir hayata
hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin!!
Bu belge ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki
tüm evlere ve okullara dağıtılmıştır.
kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.
- Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin
ki; istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.
- Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki,
onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.
- Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir
gün suç islerse, kendisinden özür dileyin! Ama onu felaket dolu bir hayata
hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin!!
Bu belge ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki
tüm evlere ve okullara dağıtılmıştır.
18 Kasım 2010 Perşembe
ET SUYU BULYON ( EV YAPIMI)
Efendiiim,
Bu benim süper buluşum, naçizane, şifa kaynağım, yavrucuğmun sıhhatine eklediğim bir damla....
Şimdi hazır KURBAN BAYRAMI iken vve de evde Booooolca kemik varken tavsiyemi tekrar edeyim dedim, şifa niyetine :))))
Biz Kayserililerin, "aaa, bak mutlaka çocuğa ilikli kemik suyu içir,çok faydalıdır." İfadeleri üzerine uydurduğum bişey.
Öncelikle Kurban Bayramında mutlaka yaparım,onu bitirince de kasaptan ilikli kemik alıp yaparım.
Bu bayramda yine Kızımın bi tanecik babası kurban etleri ile birlikte hissemize düşen kocaman eklem yerlerini toplayıp getirdi. Ben bu işlemi 2 ya da üç defada bitirebiliyorum. Biraz uzun zahmetli ama çok lezzetli, bunu da bilin yani..
Düdüklü tencerenin alabildiği kadar kemiği koyup üzerine bolca su ekliyorum. İçine çok az kekik ve -eğer eserse 1-2 tane defne yaprağı- atıyorum. Kemikler, etler liğme liğme oluncaya kadar pişiyor.Benim düdüklüm tefal, onda en az 1 saat kaynatıyorum. Pişme kriteri ne tahmin edin.Koku iyice ağırlaşıp,pişmiş; dağılmış et gibi kokacak... :)))
Ardından eğer kemikte et çoksa akşam yemeği olarak, yanına hemen bir bulgur pilavı yapıp;yiyip,o işi de beleşe getiriyorum. (siz de yapın,çok kolay oluyor) Yok eğer kasaptan aldıysanız kemiği zaten bırak eti, kırmızı noktaları mercekle buluyosun...
Yemeğe koyarken her ne kadar temizleseniz de kemik üzerinde az da olsa kalan et ve yağlar var ya bize lazım olan işte onlar.
O kısımları güzelce temizleyip,kemiğin içinden iliği pipet vs. yardımı ile çıkarıp robota atıyorum. Bi güzel macun haline geliyor. Macunun içine karabiber, kırmızı biber, zencefil, toz kırmızı biber, sarımsak tozu (tercihim toz olandan yana) gibi evde bulduğum her çeşit baharattan çaykaşığının ucu ile atıyorum. Asla daha fazla olmasın koku garipleşir yoksa.
Daha sonra bu karışıma kemik suyundan 1 bardak kadar ekleyip bir kaç tur daha döndürüyorum ki macunun kıvamı yumuşasın.
Bu karışımı kare ya da dikdörtgen bir borcam kaba koyup üzerine kemik suyunun kalanını ekleyip güzelce karıştırıyorum.Siz bunları yaparken kemik suyu yağları donabilir,ocakta 1dk ısındığında hemen geri çözülür.
Sonra tüm karışımı dondurucuda 1 gece bekletip,dışarı çıkarıyorum. Yaklaşık 5 dk sonra kesme tahtası üzerine ters çevirip;küçük bulyon tablet boyutunda kesiyorum.Çabucak bu işi yapıp buzdolabı poşetine koyup, Hooop yeniden buzluğa...
VE İŞTE SONUUUÇÇ.........
Her yemeğe 1-2 tablet atınca yemek,enteresan bi aroma ve mükümmel şifa özelliği kazanıyor. Ha bir de şu önemli ki; et suyu bence çok ağırdır. Ben direk haşlanmış et veya kemik suyu ile yapılmış yemekleri yiyemem. Ama bu bambaşka bişey oluyor ve sadece aroma katıyor.Üstelik gerçekten içim rahat ediyor Beril'im,kuzumun şifası için bişeyler yaptım diye.Tabi canım kocamın da :)))
Bu benim süper buluşum, naçizane, şifa kaynağım, yavrucuğmun sıhhatine eklediğim bir damla....
Şimdi hazır KURBAN BAYRAMI iken vve de evde Booooolca kemik varken tavsiyemi tekrar edeyim dedim, şifa niyetine :))))
Biz Kayserililerin, "aaa, bak mutlaka çocuğa ilikli kemik suyu içir,çok faydalıdır." İfadeleri üzerine uydurduğum bişey.
Öncelikle Kurban Bayramında mutlaka yaparım,onu bitirince de kasaptan ilikli kemik alıp yaparım.
Bu bayramda yine Kızımın bi tanecik babası kurban etleri ile birlikte hissemize düşen kocaman eklem yerlerini toplayıp getirdi. Ben bu işlemi 2 ya da üç defada bitirebiliyorum. Biraz uzun zahmetli ama çok lezzetli, bunu da bilin yani..
Düdüklü tencerenin alabildiği kadar kemiği koyup üzerine bolca su ekliyorum. İçine çok az kekik ve -eğer eserse 1-2 tane defne yaprağı- atıyorum. Kemikler, etler liğme liğme oluncaya kadar pişiyor.Benim düdüklüm tefal, onda en az 1 saat kaynatıyorum. Pişme kriteri ne tahmin edin.Koku iyice ağırlaşıp,pişmiş; dağılmış et gibi kokacak... :)))
Ardından eğer kemikte et çoksa akşam yemeği olarak, yanına hemen bir bulgur pilavı yapıp;yiyip,o işi de beleşe getiriyorum. (siz de yapın,çok kolay oluyor) Yok eğer kasaptan aldıysanız kemiği zaten bırak eti, kırmızı noktaları mercekle buluyosun...
Yemeğe koyarken her ne kadar temizleseniz de kemik üzerinde az da olsa kalan et ve yağlar var ya bize lazım olan işte onlar.
O kısımları güzelce temizleyip,kemiğin içinden iliği pipet vs. yardımı ile çıkarıp robota atıyorum. Bi güzel macun haline geliyor. Macunun içine karabiber, kırmızı biber, zencefil, toz kırmızı biber, sarımsak tozu (tercihim toz olandan yana) gibi evde bulduğum her çeşit baharattan çaykaşığının ucu ile atıyorum. Asla daha fazla olmasın koku garipleşir yoksa.
Daha sonra bu karışıma kemik suyundan 1 bardak kadar ekleyip bir kaç tur daha döndürüyorum ki macunun kıvamı yumuşasın.
Bu karışımı kare ya da dikdörtgen bir borcam kaba koyup üzerine kemik suyunun kalanını ekleyip güzelce karıştırıyorum.Siz bunları yaparken kemik suyu yağları donabilir,ocakta 1dk ısındığında hemen geri çözülür.
Sonra tüm karışımı dondurucuda 1 gece bekletip,dışarı çıkarıyorum. Yaklaşık 5 dk sonra kesme tahtası üzerine ters çevirip;küçük bulyon tablet boyutunda kesiyorum.Çabucak bu işi yapıp buzdolabı poşetine koyup, Hooop yeniden buzluğa...
VE İŞTE SONUUUÇÇ.........
Her yemeğe 1-2 tablet atınca yemek,enteresan bi aroma ve mükümmel şifa özelliği kazanıyor. Ha bir de şu önemli ki; et suyu bence çok ağırdır. Ben direk haşlanmış et veya kemik suyu ile yapılmış yemekleri yiyemem. Ama bu bambaşka bişey oluyor ve sadece aroma katıyor.Üstelik gerçekten içim rahat ediyor Beril'im,kuzumun şifası için bişeyler yaptım diye.Tabi canım kocamın da :)))
9 Kasım 2010 Salı
Allah Rahmet Eylesin

10 Kasım 2010 saat 09.05 de Ruhuna El- Fatiha....
Bugün profilimde "İnsanım, Kadınım, Örtmenim, öğrenciyim, anneyim, eşim, evladım, Müslümanım, Laikim, Atatürkçüyüm, Feministim, gelenekçiyim, Galiba tüm karmaşası ve muhteşem harmanı ile tam anlamı ile TÜRKüm, mükemmel değil ama İnşallah vasat da değilim. Bi de hakkaten; çok ilgili, az bilgili yok yok çok bilgili :))); Çapçalışkan, çalışkan bi arıyım." yazan bu ifade bana sana olan minnet duygumu hatırlatıyor.
Sen ve silah arkadaşların ve de fikirdaşların sayesinde, tüm şehitlerimizle birlikte; harcadığın ömrünle ben bugün kadın, öğretmen, anne, eş ve evlat olurken aynı zamanda HÜR, FEMİNİST, DİNDAR ve MÜSLÜMAN olabildiğimi biliyorum.
Bu sebeple 10 Kasım 2010 saat 09.05 te SİRENLER çalarken sana ve TÜM ŞEHİTLERİMİZE dualarımı yolluyorum.
Allahım kabul etsin, Mekanınız cennet olsun İNŞALLAH....
.
30 Ekim 2010 Cumartesi
Deichmann'ı seviyorum
Seviyor ve seviliyorum,
Ben onu seviyorum
Fiyatlarını seviyorum
Modellerini seviyorum.
Ah Allah'ım DEİCHMANN'I çok çok seviyorum.
O da beni seviyor
Ucuz oluyor
Kaliteli oluyor Hepsinden önemlisi AYAĞIMA OLUYOR :))))
Ben onu seviyorum
Fiyatlarını seviyorum
Modellerini seviyorum.
Ah Allah'ım DEİCHMANN'I çok çok seviyorum.
O da beni seviyor
Ucuz oluyor
Kaliteli oluyor Hepsinden önemlisi AYAĞIMA OLUYOR :))))
29 Ekim 2010 Cuma
Biz Yapıyoruz

Dünya Engelliler Merkezi Genel Başkanı Nedim Kılıç, " ilk kez İstanbul Ataşehir Belediyesi ile işbirliği yapılarak, Dünya Engelliler Merkezi olarak Edirne'den Kars'a bütün duyarlı insanlarımıza duyurmak amacıyla tane tane kapak toplamaya başladık.Geri dönüşümlü olmak üzere plastikten oluşan kapaklar toplatılarak, bütün toplanan kapaklar doğrultusunda engellilere Tekerlekli Sandalye ve ihtiyaçları olan malzemeler olarak geri dönecektir.Buradan Kars'taki bütün kurumlara seslenerek kapak toplama kapsamında yardımcı olmalarını rica ediyoruz " dedi.Ayrıca Kılıç kampayanın Amerikalı sivil toplum örgütü tarafından desteklendiğini ve şimdiye kadar yaklaşık 3.500 kapak tekerlekli sandalye dağıtıldığını belirtti.
Şimdi Yolda yürüyorsunuz bir pet şişe gördünüz (markası kesinlikle önemli değil herhangi bir marka olabilir) eğilin ve kapağını alın.Evinizde bir torbaya doldurun.100 tane 50 tane 500 tane nekadar olursa şu mübarek ayda bir engelliyi mutlu etmiş olucaksınız.Çorbada sizinde tuzunuz olacak.Unutmayın her 250 KG kapağa 1 tekerlekli sandalye verilecek.VE ŞUNUDA UNUTMAYIN: HER SAĞLIKLI İNSAN (BİZLER) BİR ENGELLİ ADAYIDIR.
Bu kampanyayı her ilde başka başka kurumlar öncü olmak sureti ile yürütüyor galiba; zira Osmaniye İbn-i Sina Hastanesi ya da Kayseri de Erciyes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi üstlenmiş.
Herneyse Biz de TÜYSÜZ İKÖĞRETİM OKULU olarak en azından kapak topluyoruz. Size de tavsiye ederiz :)))
.
17 Ekim 2010 Pazar
Duyuru
Üzülerek belirtiyorum bir kitabı daha bırakmak ZORUNDA kaldım.
İnanın mecburdum.
Tek yapılan "Afrika kakadır,Müslümanlar daha da KAKA dır"ı kafanıza yerleştirmeye çalışmak.
Lütfen Almayın, değmez...
Git Allah Aşkına
Git Allah Aşkına,
Ne biçim bi kitaptı, neydi bu??
Acaip çekici bi kapak, extra bi iç kapak (o da ayrı bi güzel) veeee berbat bi anlatım, bi dolu basım hatası, karışan isimler, sürekli atlayan olaylar; nihayetinde kandırılan okurlar...Tüm okuyanlara geçmiş olsun :))
Ya inatla ve ısrarla bitirmek istedim, belki sonu etkileyicidir; belki ben boş kafalının biriyim ve olayın derinini göremiyorumdur,olurya yakalar "büyük insan" mertebesine erişirim diye..
ama anlaşıldı ki;
( şıklardan seçiniz)
A. ben boş kafalı bi cahilim ve çok etkileyici ve edebi bi romanı kaz kafam almıyor.
B. Bu kitap şişirile şişirile satılmış; benim gibi aklı ve ufku çok dar olmasada kocaman olmayan yani NORMAL olan biri için bile feci şekilde boğucu ve hatta öldürücü bir hal almış.
Tüm bunlardan mütevellit ben, kendim, naçizane huzurlarınızdan -izninizle çekilip- küçük aklımla, küçük aklıma uygun basit ktaplarla dolu dünyama gidiyorum.
Not: Sizi de beklerim {Zira küçük ama keyiflidir:)))}
Ne biçim bi kitaptı, neydi bu??
Acaip çekici bi kapak, extra bi iç kapak (o da ayrı bi güzel) veeee berbat bi anlatım, bi dolu basım hatası, karışan isimler, sürekli atlayan olaylar; nihayetinde kandırılan okurlar...Tüm okuyanlara geçmiş olsun :))
Ya inatla ve ısrarla bitirmek istedim, belki sonu etkileyicidir; belki ben boş kafalının biriyim ve olayın derinini göremiyorumdur,olurya yakalar "büyük insan" mertebesine erişirim diye..
ama anlaşıldı ki;
( şıklardan seçiniz)
A. ben boş kafalı bi cahilim ve çok etkileyici ve edebi bi romanı kaz kafam almıyor.
B. Bu kitap şişirile şişirile satılmış; benim gibi aklı ve ufku çok dar olmasada kocaman olmayan yani NORMAL olan biri için bile feci şekilde boğucu ve hatta öldürücü bir hal almış.
Tüm bunlardan mütevellit ben, kendim, naçizane huzurlarınızdan -izninizle çekilip- küçük aklımla, küçük aklıma uygun basit ktaplarla dolu dünyama gidiyorum.
Not: Sizi de beklerim {Zira küçük ama keyiflidir:)))}
9 Ekim 2010 Cumartesi
Emzirme Haftası
Gururla söylüyorum tam 23,5 ay emzirdim yavrumu. Tam 23,5 ay hem sabrettim, hem çok zorlandım., hem de başarabilmenin tadını, kuzumla aramızdaki Muhteşem, tarif edilemez, Allahın bir Lütfu olan bağı kurabilmenin çoskusu ile çok çok zevk aldım süt verebilmekten..
Hilalin el emeğinde gördüm ve yazmadan edemedim.
İlk 6 Ay mecburiyetten 12 aya kadar gelişebilsin,korunabilsin ve güçlenebilsin diye ve 12-24 ay arası ise Alerjik bir bünyesi olmasın, doğanın vereceği her gıdayı Allah benim vücuduma MUCİZEVİ bir şekilde verdi ve ben bunu kendi bencilliğim yüzünden bıraktırırsam Ömrüm boyunca bu çocuğun " süt hakkını" üzerimde nasıl taşırım ben bu "mucize"yi HAYATTA BENİM İÇİN EN DEĞERLİ VARLIK OLDUĞUNU idda ettiğim yavrumdan sakınırsam nasıl vicdan azabı ile yaşarım diye düşünerek başardım çok şükür.
Allah herkese kısmet etsin :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







